Malatya, bilinen karasal iklimini çoktan geride bıraktı. Yıllardır ılıman geçen kışların ardından, bu şehir artık adeta Sibirya iklimini, hatta deyim yerindeyse bir buzul çağını yaşıyor. Özellikle 6 Şubat depremlerinden sonra mevsimler de sertleşti sanki. Soğuk, yalnızca termometrelerde değil; sokakta, evde, yürekte hissediliyor.
Uzun yıllardır böyle bir kış görmeyen kentte, canlı olan her şey zor günlerden geçiyor. Doğada ne varsa donuyor, buz kesiyor. Bu hava koşulları sadece insanları değil, hayvanları da hayatta kalma mücadelesine zorluyor. Yaşlıların dilinde ise aynı cümle var:
“Biz yıllardır bu topraklarda yaşıyoruz, böyle buz kesen bir Malatya görmedik. Eskiden kar çok yağardı ama bu kadar ayaz olmazdı. Sibirya’ya döndük.”
Bu sözler, yaşananların sadece bir abartı olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Okullar tatil ediliyor, köy yolları kapanıyor. Bir yol açılmadan üzerine yeni kar yağıyor. Sahadaki ekipler de vatandaş da çaresiz kalıyor. Soğuk, plan tanımıyor; emek dinlemiyor.
Ama bu kışın bir de görünmeyen yüzü var. Dışarıda kalan hayvanlar…
Lütfen bu havalarda kapınızın önüne bir kap su, bir kap mama bırakmayı unutmayın. Onlar da birer canlı. Biz nasıl aç ve susuz yaşayamazsak, onlar da yaşayamaz. Soğukta taş bile buz tutuyorken, canların ne halde olduğunu düşünmek bile insanın içini ürpertiyor.
Eğer dışarıda evsiz, barksız birini görürseniz, “bana ne” demeyin. Yetkililere bildirin. Çünkü bu soğukta ihmalkârlığın bedeli çok ağır.
Ben hep şunu söylerim:
“Her mevsim mevsimliğini yapmalı. Kış kışlığını, yaz yazlığını…”
Ama bu kış, biraz fazla kışlığını yapıyor. Her yeri buza çevirdi, hayatı yavaşlattı, insanı eve hapsetti.
85 yaşındaki anam hâlâ eski toprak özgüveniyle konuşuyor.
“Dışarı çıkma, donacaksın” diyorum.
O da bana dönüp, “Ben eski toprağım, bana bir şey olmaz, sen kendine bak” diyor.
Ama o artistlik fazla sürmedi… Günlerce yatak döşek yattı.
Sonuç mu?
Eski toprak olsan da bu zamana yetişmen gerekiyor.
Devir değişti…
Bu devir, buz devri anam.






