2025 yılını iyisiyle kötüsüyle geride bırakmaya hazırlanıyoruz.
Kimimiz için “gitsin de gelmesin” dediğimiz, kimimiz içinse bitmesini hiç istemediğimiz bir yıl oldu belki. Ama sonuç değişmiyor; sayılı gün gerçekten çok çabuk geçiyor. Daha dün gibi başlayan 2025’i bugün sayarak son günlerine getirdik. “Güle güle 2025” deyip, “hoş geldin 2026” dedik bile...
Ancak kabul edelim ki; ülkemiz nefes kesen, baş döndüren bir yılı geride bırakıyor.
Depremler, afetler, patlamalar, yangınlar, operasyonlar, zirai don…
Ne ararsanız vardı bu yıl. Öyle anlar yaşandı ki, televizyonlar kırmızı “KJ” yazmaktan neredeyse rejide çay molası bile veremedi. Bir ülke düşünün; günün her saati “son dakika”, “sıcak gelişme”, “flaş haber” anonslarıyla yayın yapılıyor.
Siyasi gündem deseniz başlı başına bir trafik…
CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar, DEM Parti ile yürütülen temaslar, İmralı merkezli “terörsüz Türkiye” girişimleri… Her biri kamuoyunda günlerce tartışıldı. Siyaset hiç bu kadar hızlı akmamıştı belki de.
Magazin ve spor dünyası da bu yoğunluktan fazlasıyla nasibini aldı.
Ünlülere yönelik uyuşturucu operasyonları, futbol dünyasını sarsan bahis skandalları… Ve ne yazık ki basın camiası da bu fırtınanın dışında kalmadı. Gazetecilere yönelik gözaltılar, tutuklamalar, soruşturmalar yılın son günlerine damga vurdu. Haber yapanın da haber olduğu bir yıl yaşadık.
Her sabah yeni bir operasyon, her akşam yeni gözaltı haberleriyle uyandık.
Sıcak gelişmelere, flaş son dakika anonslarına yetişebilene gerçekten aşk olsun.
Bir ülke düşünün ki; bütün televizyon kanalları aynı anda kırmızı kuşaklarla yayın yapıyor.
Gündem o kadar yoğun, o kadar sertti ki; bazen hangisine üzüleceğimizi, hangisine şaşıracağımızı bile şaşırdık.
Ve tüm bunların ortasında, depremlerle, yangınlarla, afetlerle sınanan milyonlarca insan…
Belki de bu yılın en acı ama en gerçek cümlesi şu:
“Böyle bir yılda sağ çıkmak bile önemli.”
Evet, bunca afetin, bunca acının, bunca belirsizliğin içinden sağ salim çıktıysak; demek ki hâlâ umudumuz var. Belki yorgunuz, belki tedirginiz ama hâlâ ayaktayız.
2025 bize çok şey öğretti:
Dayanmayı, sabretmeyi, temkinli olmayı…
Ve en önemlisi; hiçbir şeyin garanti olmadığını.
Şimdi takvimler 2026’ya doğru ilerlerken, geriye dönüp baktığımızda şunu rahatlıkla söyleyebiliriz:
2025, unutulması zor; anlatması uzun, yaşaması ağır bir yıldı.
Dileğimiz; yeni yılın daha sakin, daha adil, daha huzurlu olması…
Ve kırmızı kuşakların değil, güzel haberlerin konuşulduğu bir Türkiye.
Hoşça kal 2025…
Bize bıraktıklarını unutmayacağız.





