Malatya yeniden ayağa kalkmaya çalışıyor. Depremin izleri hâlâ sokaklarda, çarşılarda, insanların hayatında duruyor. Böyle bir süreçte Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er’in “Malatya’yı cazibe merkezi haline getirmeyi hedefliyoruz” açıklaması kulağa hoş geliyor. Hedef doğru; ancak gerçeklerle yüzleşmeden bu hedefe ulaşmak mümkün değil. Çünkü Malatya’nın turizm sorunu depremle başlamadı. Deprem, var olan zafiyetleri büyüttü, güvensizlik ortamını artırdı; fakat biz depremden önce de turizmde güçlü değildik. Elimizde değer vardı ama değerlendiremiyorduk. Bugün elimizde Arslantepe Höyüğü gibi dünya mirası bir alan var; coğrafi olarak Nemrut Dağı gibi küresel ölçekte bir destinasyona komşuyuz. Ama bu iki değeri bile doğru yönetemiyoruz. Nemrut’a çıkan turistlerin Malatya’yı kullanma oranı yok denecek kadar az; daha çarpıcısı, Malatya’dan Nemrut’a gidilebildiğini bu şehrin kendi insanı bile bilmiyor. Aynı durum Arslantepe için de geçerli; kendi halkının bilmediği, gitmediği bir değeri başkasına pazarlayamazsınız. Bugün Malatya’ya gelen tur sayısı çevre illerin gerisinde; gelen turlar konaklama için bizi tercih etmiyor, Elazığ daha cazip hale gelmiş durumda. Bu tablo tesadüf değil, yönetim eksikliğinin sonucudur. Üstelik şehirde hâlâ birçok sokakta asfalt yok, yollar bozuk, inşaatlar devam ediyor; toz, düzensizlik ve geçici görüntü hâkim. Şimdi açık soruyu soralım: Bu şartlarda bir turist neden Malatya’yı tercih etsin? Turizm sadece tarihi eserle olmaz; turizm bir şehir deneyimidir ve ilk izlenimle başlar. Biz daha ilk izlenimde kaybediyoruz. Çünkü ortada güçlü bir tanıtım yok, kurumsal bir turizm organizasyonu yok, sahaya yansıyan profesyonel bir plan yok. Kaç güçlü Nemrut tanıtımı gördük? Kaç büyük turizm acentesi Malatya ile çalışıyor? Kaç somut proje hayata geçti? Cevap net: Yok denecek kadar az. Daha da önemlisi, bu şehir kendi yetişmiş insanını bile kullanamıyor. Malatya’da, Malatya Ramada Otel’de aktif olarak görev yapan, 23 yıllık turizm ve otelcilik tecrübesine sahip, ayrıca Türkiye’nin farklı şehirlerinde 9 yıl genel müdürlük yapmış bir Malatyalı var; yani bu işi bilen, sahayı bilen, turizmi yönetebilecek bir insan kaynağı mevcut. Ama bu birikimden faydalanan yok. Değer var ama değerlendiren yok; tecrübe var ama kullanan yok. Bu durum açık bir vizyon problemidir. Çalıştaylar yapılır, konuşmalar edilir; fakat büyük acentelerin olmadığı, sektörün güçlü aktörlerinin yer almadığı bir ortamdan sonuç beklemek gerçekçi değildir. Nemrut’un yolu tamamlanmamış, tanıtımı yapılmamış, iş birlikleri kurulmamışken “cazibe merkezi” söylemi sahada karşılık bulmaz. Şunu net söyleyelim: Malatya’nın sorunu turizm potansiyeli değil, turizmi yönetememektir. Turizm lafla değil planla, koordinasyonla ve işi bilenlerle gelişir. Eğer bu şehir gerçekten cazibe merkezi olacaksa önce kendi sokaklarını, yollarını ve şehir düzenini ayağa kaldırmak zorundadır; Nemrut Malatya ile birlikte anılmalı, Arslantepe önce Malatyalıya anlatılmalı, bu şehrin yetişmiş insanları sürece dahil edilmelidir. Çünkü gerçek şudur: Kendi değerini bilmeyen şehir, başkasına değer satamaz. Malatya turizm şehri olabilir; ama bunun yolu slogandan değil sahadan geçer. Gerçeklerle yüzleşmeden, eksikleri tamamlamadan ve doğru kadrolarla hareket etmeden hiçbir hedef gerçekleşmez; aksi halde “cazibe merkezi” söylemi bir vizyon değil, sadece bir temenni olarak kalır.




