Malatya için artık süslü cümlelerin, “toparlanıyoruz” masallarının bir anlamı yok. Rakamlar konuşuyor ve rakamlar çok net: Malatya 2025 yılında ihracatta sert bir düşüş yaşıyor.
Türkiye İhracatçılar Meclisi verileri ortada. Malatya’nın ihracatı aylık ve yıllık bazda ciddi oranlarda gerilemiş durumda. Bazı aylarda düşüş yüzde 40’ları, hatta yüzde 50’ye yaklaşmış. Bu, basit bir dalgalanma değil. Bu, ekonomik alarmdır.
Malatya’nın ihracat omurgası yıllardır belli: kuru kayısı. Ancak bugün gelinen noktada, bu alanda yaşanan sert gerileme sadece bir ürünün değil, bir şehrin ekonomik dengesinin sarsıldığını gösteriyor. Kayısıda yaşanan her düşüş; çiftçiye, tüccara, ihracatçıya, nakliyeciye ve en sonunda esnafa yansıyor. Zincirin hiçbir halkası bu tablodan kaçamıyor.
Sorulması gereken soru şudur:
Bu düşüş sadece küresel şartlarla mı açıklanabilir?
Hayır.
Eğer sorun sadece küresel olsaydı, benzer şehirler aynı oranda kan kaybetmezdi. Malatya’nın farkı, hazırlıksız yakalanmasıdır. Deprem sonrası üretim altyapısının yeterince hızlı toparlanamaması, ihracatçının finansmana erişimde zorlanması, maliyet baskıları ve planlama eksikliği bu tablonun başlıca nedenleridir.
Daha vahimi ise şudur:
Bu düşüşe rağmen kamuoyuna güçlü bir yol haritası sunulmuş değil.
Ne üreticiye güven veren bir destek modeli var,
ne ihracatçıyı rahatlatan somut adımlar,
ne de Malatya’nın ihracatını çeşitlendirecek kararlı bir vizyon.
Oysa yapılması gerekenler bellidir:
• Tek ürüne bağımlı ihracat anlayışı terk edilmelidir.
• Katma değerli üretim desteklenmelidir.
• İhracatçıya finansman ve lojistikte nefes aldırılmalıdır.
• Deprem sonrası sanayi ve tarım altyapısı lafla değil, icraatla ayağa kaldırılmalıdır.
Malatya’nın potansiyeli vardır.
Ama potansiyel, yönetilmezse işe yaramaz.
Bugün yaşanan ihracat düşüşü bir sonuçtur. Bu sonucu görmezden gelenler, yarın daha ağır faturalarla karşılaşacaktır. Gerçeklerle yüzleşmekten korkmadan konuşmanın zamanı çoktan gelmiştir.
Çünkü Malatya’nın kaybedecek bir yılı daha yok.






Gerçekçi bakış