Depremi anlatmak kolaydır; yaşamak zordur.
6 Şubat sabahı Malatya’da yaşanan o büyük yıkımı, o sessiz çığlığı, o çaresizliği ancak yaşayanlar bilir. O gün ne siyaset konuşuldu ne de polemik. O günün tek gerçeği vardı: hayatta kalmak ve bir dilim ekmeğe ulaşabilmek. Bugün o günü yaşamayanların bol keseden konuşması işte bu yüzden bu kadar yaralayıcıdır.
Depremin hemen ardından CHP İl binasının altında kurulan çağrı merkezi, binlerce depremzedeye ulaşarak çadırdan gıdaya, battaniyeden ısınmaya kadar temel ihtiyaçların karşılanmasına aracılık etti. Öyle bir dayanışma ağı kuruldu ki, kamu kurumlarının bile ilk günlerde oluşturmakta zorlandığı bir yardım organizasyonu sahada hayata geçti. Bu dayanışma, raporlarda değil; enkazın başında, soğukta ve karanlıkta yaşandı.
O gün Malatya’ya ilk gelen isimlerden biri Veli Ağbaba’ydı. Kimseye kim olduğu, neye inandığı, kime oy verdiği sorulmadı. Çünkü o gün herkes aynıydı. Zengin de yoksul da, partili de partisiz de… Ekmek herkese, gücün yettiği yere kadar ulaştırıldı. Bugün kolayca eleştirilen bu duruş, o gün Malatya’nın ayakta kalmasına katkı sundu.
Malatya o gün yalnız değildi. CHP’li belediyeler ilk saatlerden itibaren şehrin dört bir yanındaydı. Bornova’dan Güzelbahçe’ye, Avcılar’dan Kadıköy’e, Milas’tan Bodrum’a, Muğla Büyükşehir Belediyesi’nden Ankara ve Eskişehir Büyükşehir Belediyelerine kadar uzanan geniş bir dayanışma zinciri kuruldu. Tecde’den Yeşiltepe’ye, Özalper’den Arguvan’a kadar aşevleri açıldı, 13 mobil mutfakla günlerce sıcak yemek dağıtıldı. 668 araç ve 1487 personel Malatya’nın yaralarını sarmak için sahadaydı.
Enkaz altında kalan 228 ton kayısının Ankara ve Eskişehir Büyükşehir Belediyeleri tarafından satın alınması ise Malatyalı üreticiye uzatılan sessiz ama onurlu bir el oldu. Sadece evler değil, geçim kaynakları da yıkılmışken bu destek hayatiydi.
Bugün hâlâ yapılanlar konuşuluyorsa, bu bir tesadüf değil, ısrarın sonucudur. Ankara Büyükşehir Belediyesi Akçadağ-Ören’de 16 derslikli bir okul inşa ediyor. Muğla Büyükşehir Belediyesi Arguvan’da çok amaçlı sosyal tesis, Arapgir’de kültür ve taziye evi, Hekimhan’da yaşam merkezi, Doğanşehir’de kadın, aile ve gençlik merkezi kazandırıyor. Doğanşehir’de mahalle sakinlerinin talebiyle Denizli Büyükşehir Belediyesi tarafından Ferdi Zeyrek anısına yapılacak cami ise yalnızca bir ibadethane değil, bu kentin dayanışma hafızasına kazınacak bir simge olacak. Tüm bu yatırımların maliyeti yaklaşık 400 milyon liraya ulaşıyor. Yapılan hizmetlere bakılınca Veli Ağbaba belediye başkanı olsaydı anca bu kadar hizmet yapardı, demekten insan kendini alamıyor.
Bütün bunlar kendiliğinden olmadı. Kapı kapı dolaşıldı, anlatıldı, takip edildi. “Kardeş belediyeler” anlayışıyla Malatya için ısrar edildi. Siz ayda yılda bir bu şehre uğrarken, Veli Ağbaba haftanın beş, bazen altı günü Malatya’daydı. Siz deprem yıl dönümünde bile görünmezken, o genel başkanını alıp Malatya’ya geldi.
İnsanlar oylarını başka partilere vermiş olsa bile derdini yine ona anlattı. Çünkü dinlediğini, unutturmadığını biliyorlardı. En kolay yolu seçip hedef göstermek yerine sahaya bakmak gerekirdi.
Bugün Veli Ağbaba’yı hedef alanların unuttuğu bir gerçek var: Meyvesi olan ağaç taşlanır. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “Benim ikinci memleketim Malatya” demesi tesadüf değil; bu söz, bu şehre verilen emeğin ve kurulan bağın sonucudur. Malatya’da CHP oylarının artması da durup dururken olmadı.
7’den 77’ye bu şehrin sokaklarına sorun: Deprem döneminde en çok kim çalıştı?
Alacağınız cevap değişmez. Görmemek vefasızlık, yok saymak vicdansızlıktır.
Malatya halkı her şeyi gördü ve görmeye devam ediyor. Kim bu şehrin hayrına taş üstüne taş koyuyorsa, bir çivi çakıyorsa, bir yaraya merhem oluyorsa unutulmuyor.
Ben de buradan açıkça söylüyorum:
Veli Ağbaba’ya, Malatya ve Malatyalılar adına; yaptığı, yaptırdığı ve yapacağı tüm hizmetler için teşekkür ediyorum.
Ağbaba o gün oradaydı.
Bugün hâlâ burada.





