Malatya eskiden sokaklarında çocukların neşeyle koştuğu, gençlerin hayallerini büyüttüğü bir şehirdi. Bugün o ses azaldı, o renk soldu. Depremin bıraktığı yaralar konuşuluyor ama aslında kimsenin dile getirmek istemediği çok daha sessiz bir yıkım yaşanıyor: Malatya gençliğini kaybediyor. Şehrin sokaklarında dolaşan sessizlik, yalnızca yıkılmış binaların değil, kopmuş bağların, sönmüş umutların sessizliğidir.
Depremden önce gençler bu şehrin enerjisiydi; üniversitenin koridorlarında, kafelerde, spor sahalarında, mahallelerin dar sokaklarında bir hareket, bir canlılık vardı. Şimdi ise gençlerin çoğu kalmak için sebep bulamıyor. Sosyal hayatın daraldığı, kültür ve spor alanlarının yok denecek kadar az olduğu, iş fırsatlarının kısıtlandığı bir şehir, gençlerine ne vaat edebilir? “Burada kalırsam ne olacağım?” sorusu gençlerin zihnine öyle bir yerleşti ki, bu soruya artık kimse inandırıcı bir cevap veremiyor.
Depremden sonra binlerce aile hâlâ konteynerlerde yaşam mücadelesi veriyor. Bu konteyner odalarında büyümeye çalışan bir nesil var. Ders çalıştıkları masaya yağmur damlıyor, kışın soğuk, yazın kavurucu sıcakla boğuşuyorlar. O daracık alanlarda hayallerini sıkıştırmaya çalışıyorlar. Bir gencin gözünde “Ben bu şehre sığmıyorum” duygusunu görmek, bir şehrin yaşayabileceği en ağır kayıplardan biridir. Çünkü gençliğini kaybeden bir şehir, geleceğini de kaybeder.
Göç eden her genç, aslında Malatya’dan bir parçayı da beraberinde götürüyor. İstanbul’a giden bir üniversiteli, Ankara’ya taşınan genç bir mühendis, yurtdışına açılan bir lise mezunu… Hepsi bu şehrin ışığını biraz daha azaltıyor. Bir mahallenin sesi kısılıyor, bir okulun rengi soluyor, bir sokağın neşesi eksiliyor. Göç yalnızca fiziksel bir hareket değildir; bir şehrin geleceğinin elinin altından kayıp gitmesidir.
Sosyal kopuş derinleşiyor. Deprem sonrası dağılan mahalleler, boşalan apartmanlar, taşınan aileler, değişen sokaklar yüzünden Malatya’nın sosyal dokusu gevşedi. Bir şehir önce aidiyetini kaybederse, sonra gençlerini kaybeder. Aidiyet hissi zayıfladığında, bir genç için geri dönmenin de anlamı kalmaz. Malatya bugün tam olarak bu eşiğin üzerinde duruyor.
Bütün bu tabloya rağmen şehir hâlâ betonla, yollarla, binalarla toparlanmaya çalışıyor. Oysa gençliği kaybeden bir şehirde betonun hiçbir hükmü yoktur. Bir şehri ayağa kaldıran şey mimari değil, insandır. Umut duyan gençlerdir. Sosyal yaşamın canlandığı, spor ve sanatın iç içe geçtiği, gençlere yeni iş alanlarının açıldığı, girişimciliğin desteklendiği, teknolojinin ve dijital sektörlerin çekildiği bir Malatya, gençlerin gözünde yeniden bir şehir olabilir. Bir gence “Burada kalmak için bir sebebin var” diyebildiğimiz gün, Malatya da yeniden doğacaktır.
Deprem binaları yıktı ama Malatya’nın bugün yaşadığı asıl yıkım gençlerin kalbinde biriken umutsuzluktur. Bu şehir gençleri giderken yalnızlaşıyor, duygusunu kaybediyor. Unutmamak gerekir ki, bir şehri yok eden felaketler değil, ona inanmayan gençlerdir. Malatya gençlerine yeniden umut verebildiği gün, yalnızlıktan da küllerinden de kurtulacak. O güne kadar atılan her adım ve yazılan her cümle, bu şehrin geleceğine tutulan bir ışıktır.





