Malatya’da taziye evi meselesi konuşuluyor. Ama konuşulanla gerçek arasında ciddi bir fark var. Herkes sonucu tartışıyor, kimse başlangıcı anmak istemiyor. Oysa bir işin nereye gittiğini anlamak için önce nereden çıktığına bakmak gerekir.
Malatya’da taziye çadırlarının kaldırılması ve yerine kalıcı, insani taziye evleri yapılması fikrinin ilk planlaması ve fikrî altyapısı Veli Ağbaba tarafından ortaya konmuştur. Bu, kişisel bir kanaat değil; kamuoyuna açık şekilde dile getirilmiş bir gerçektir.
Bugün gelinen noktada yaşanan gecikmeler, engellemeler ya da belirsizlikler bu gerçeği değiştirmez. Sorunun kaynağı nettir: yer tahsisi yapılmamaktadır. Üstelik bu konu yalnızca bir kişinin takibiyle sınırlı değildir. Belediye meclisinde görev yapan arkadaşlarımız, farklı zamanlarda ve defalarca yer tahsisi yapılması yönünde taleplerini açıkça dile getirmiştir.
Ve burada göz ardı edilen çok daha yakıcı bir gerçek var:
Kış aylarındayız.
Bu şehirde insanlar en ağır acılarını, soğukta kurulan çadırlarda paylaşıyor. Yağmurda, ayazda, sobayla ısınmaya çalışılan geçici alanlarda taziyeler kabul ediliyor. Taziye evleri bugün bir “proje” değil, acil bir ihtiyaçtır. Beklemeye, oyalamaya, görmezden gelmeye tahammülü yoktur.
Talep var.
İhtiyaç var.
Israr var.
Ama karşılık yok.
Başlangıcı görmezden gelirseniz, süreci de bilinçli şekilde çarpıtırsınız. İyi niyetle atılan bir adımın, siyasi hesaplara takılması Malatya’ya bir şey kazandırmaz. Aksine, bu şehre zaman kaybettirir.
Taziye evleri bir lüks değil, insan onuruyla ilgilidir. Bu ihtiyacı ilk dile getiren de, bugün yer tahsisi için ısrarla çağrı yapanlar da ortadadır. Gerçeği eğip bükerek kimse bu sorumluluktan kaçamaz.
Malatyalı görüyor.
Kim iş üretiyor, kim oyalıyor.
Kim samimi, kim değil.
Bu şehir lafla değil, vicdanla yönetilir.
Gerisi sadece gürültüdür.




