Son yıllarda yapılan araştırmalara bakıldığında, “en mutsuz meslekler” denildi mi aynı başlıklar dönüp dolaşıp önümüze geliyor. Yoğun stres, bitmeyen sorumluluk, sürekli yetişme telaşı… Mali müşavirlik de artık bu listenin üst sıralarına yerleşmiş durumda. Açıkçası bu işin mutfağında olanlar için bu tablo hiç de sürpriz değil. Çünkü mali müşavirlik, yıllardır yük bindirilen ama yükün altında kimin kaldığını kimsenin umursamadığı bir meslek hâline gelmiş durumda.
Bugün sokakta “mali müşavir” denince çoğu kişinin aklına hâlâ “defter tutar, beyannameleri yollar” gibi basit bir tanım geliyor. Oysa işin gerçeği bambaşka. Vergi idaresinin sahada yapması gereken pek çok kontrol, takip ve ön eleme işi fiilen mali müşavirlerin sırtına bırakılmış durumda. Sistem kilitlense, mevzuat bir gecede değişse, mükellef bildiğini okusa; dönüp bakılan yer yine aynı. Yetki yok, karar hakkı yok, sisteme müdahale şansı yok ama sorumluluk desen sınırsız. Bu noktada insan ister istemez soruyor: Bu meslek mi, yoksa adı konmamış bir angarya mı?
Dijitalleşme meselesi de cabası. “İşler kolaylaşacak” denildi, “yük azalacak” denildi. Ama sahada olan şu: e-fatura, e-arşiv, e-defter derken iş azalmadı, katmerlendi. Devlet işini hızlandırdı, personel yükünü azalttı; peki bu yük nereye gitti? Yine mali müşavirin omzuna. Bildirim üstüne bildirim, süre üstüne süre. Bir yerde aksama oldu mu cezası hazır. Araştırmalar da boşuna söylemiyor; sürekli ceza korkusuyla çalışan, bir dakika bile rahat edemeyen mesleklerde tükenmişlik kaçınılmaz oluyor.
Bu kadar işin arasında aile hayatı mı? O konu çoğu zaman arada kaynıyor. Beyanname dönemlerinde akşam diye bir kavram kalmıyor. Hafta sonu desen, çoğu zaman sıradan bir mesai günü gibi geçiyor. Tatil, bayram, özel günler hep “biraz geçsin bakarız” diye erteleniyor. Çocuk büyüyor, evde hayat akıyor ama mali müşavir hâlâ ekran başında süre kovalıyor. Buna rağmen bu meslek için ne bir yıpranma payı var ne de “insan bu kadar yükle yorulur” diyen bir düzenleme.
Bir de işin saygı meselesi var ki, orası ayrı bir yara. Eskiden mali müşavirin sözüne kulak verilirdi. Şimdi “zaten sistemden gidiyor”, “bir tuşluk iş” deniyor. Hizmet basit görülüyor ama iş sorumluluğa gelince kimse geri durmuyor. Ceza mı geldi, hata mı çıktı, adres yine mali müşavir. Bu da mesleğin hem itibarını hem moralini günden güne biraz daha aşağı çekiyor.
Bugün gelinen noktada mali müşavirlik sadece iş yüküyle değil, ruhen ve sosyal olarak da alarm veriyor. Gençler bu mesleğe heves etmiyor, yıllardır bu işi yapanlar ise “bu tempoyla nereye kadar” diye kara kara düşünüyor. Oysa mali müşavirlik, kayıtlı ekonominin bel kemiği. Angaryayla, değersizleştirerek, aile hayatını yok sayarak bu bel kemiği ayakta tutulmaz. Bugün görmezden gelinen bu yıpranmanın bedelini yarın sadece mali müşavirler değil, vergi sistemi ve toplum da öder.





Doğrular bir tek sizin ile dile geliyor belediyede.