Eren "Adalet Terazisi Şaşarsa Herkes Kaybeder"

Yerel seçim sürecinde sahada sergilediği dik duruş, bitmeyen çalışma azmi ve partisini Malatya'nın dört bir yanında en iyi şekilde temsil etmesiyle dikkat çeken İYİ Parti Malatya İl Başkanı Avukat Emircan Eren, yalnızca bir siyasetçi kimliğiyle değil, aynı zamanda güçlü bir hukukçu duruşuyla da öne çıkıyor.

İl başkanlığı görevi süresince Malatya’yı ve Malatyalı hemşehrilerini merkeze alan bir anlayışla hareket eden Eren, ekibiyle birlikte sürekli sahada yer alarak vatandaşları bire bir dinliyor, sorunları yerinde tespit ederek genel merkeze taşıyor.
Emeklilerden öğrencilere, çiftçiden köylüye, esnaftan dar gelirli vatandaşlara kadar toplumun her kesiminin yaşadığı ekonomik ve sosyal sorunlara çözüm üretmek adına güçlü bir muhalefet anlayışı ortaya koyan Eren, zor zamanlarda halkın yanında olmayı sürdürüyor. Malatya’ya olan sevdasını her fırsatta dile getiren Eren, adalet ve hukukun bu denli tartışılır hale gelmesinden bir hukukçu olarak derin üzüntü duyduğunu ifade ederek,
“Adalet bir gün herkese lazım olur. Adalet terazisi asla şaşmamalıdır”
sözleriyle dikkat çekiyor.
Terörsüz bir Türkiye idealinden Malatya’nın yeniden inşa sürecine; adalet ve hukuktan emeklilerin, öğrencilerin, köylülerin, çiftçilerin ve esnafın yaşadığı sıkıntılara kadar gündeme dair birçok önemli konuda samimi ve çarpıcı değerlendirmelerde bulunan İYİ Parti Malatya İl Başkanı Avukat Emircan Eren’in çok özel açıklamalarını, gazetemiz imtiyaz sahibi Erdal Öztürk sordu.
Başkan Eren’in tüm sorulara içtenlikle yanıt verdiği bu özel röportajı siz değerli okurlarımız için haberleştirdik.
______________
Erdal ÖZTÜRK:
“Başkanım, öncelikle vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Röportajımıza sizi tanıyarak başlamak istiyoruz. Kısaca kendinizden bahseder misiniz?”

 Emircan EREN:
Tabii ki. Öncelikle sizlere teşekkür ediyorum. Partimize gelerek bu güzel röportajları bizlerle paylaştığınız için ayrıca memnuniyet duyduğumu belirtmek isterim. Battalgazi Gazetesi’nin doğru, tarafsız ve objektif habercilik anlayışını takdirle takip ediyoruz.
Son yapılan kongremizde İYİ Parti teşkilatımız, il başkanlığı görevini bizlere uygun gördü. 1986 Malatya doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimimi Malatya’da tamamladım. Üniversite eğitimimi Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladım. 2013 yılından bu yana Malatya’da avukatlık mesleğini icra etmekteyim.
Daha önce Malatya Barosu’nda yönetim kurulu üyeliği yaptım. Bunun yanı sıra birçok sivil toplum kuruluşunda aktif görevlerde bulundum. 2024 yılında yapılan yerel seçimlerde İYİ Parti Battalgazi Belediye Başkan adayı oldum.
Parti içerisindeki görevlerime değinecek olursam; 2022 yılından bu yana il başkan yardımcılığı görevini yürütüyordum. Bu süreçte Hukuk ve Seçim İşleri Başkanlığı görevini üstlendim. Son yapılan kongreyle birlikte de İYİ Parti Malatya İl Başkanı olarak görevime başlamış bulunmaktayım.
Erdal ÖZTÜRK:
“Daha önce Battalgazi Belediye Başkan adayı oldunuz ve sahada yoğun bir çalışma yürüttünüz. Deprem sonrası bir şehirde aday olmak nasıl bir deneyimdi? Sahada vatandaşlarla iletişiminiz ve karşılaştığınız temel sorunlar nelerdi?”______________Emircan EREN:
Tabii ki. 2024 yılındaki belediye başkan adaylığı sürecimizde de, ifade ettiğiniz gibi vatandaşlarımızla oldukça güçlü ve sıkı bir ilişki içerisindeydik. Sürekli sahadaydık, mahalle mahalle, sokak sokak ziyaretler gerçekleştirdik. Adaylığımın seçimlere yalnızca 40 gün kala açıklanması sebebiyle çok kısa bir sürede çok yoğun bir çalışma yürütmek zorunda kaldık.
Bu süreçte seçim propagandasından ziyade, halkımızın yaşadığı sorunları bire bir dinlemeye, onların taleplerini ve beklentilerini anlamaya odaklandık. Özellikle deprem sonrası oluşan mağduriyetleri yerinde tespit etmeye çalıştık.
O dönemde hızlı bir şekilde, “İYİ Parti sizleri nasıl evlerinize kavuşturabilir?”, “Bu süreci nasıl daha sağlıklı yönetebiliriz?”, “Projelerimiz neler?” sorularına cevap vermeye gayret ettik. Vatandaşlarımız da oy tercihlerini büyük ölçüde bu bakış açısı doğrultusunda kullandı.
Ancak bugün gelinen noktada halkımız çok net bir gerçeği görüyor. Her ne kadar bazı çalışmalar yapılmış gibi gösterilse de, gerçek anlamda maliyeti olan, vatandaşın hayatına doğrudan dokunan bir hizmetin alınamadığı ortadadır. Depremin üzerinden yaklaşık üç yıl geçmesine rağmen bugün hâlâ teslim edilen iş yerleri yok, hâlâ konteynerlerde yaşayan vatandaşlarımız var. Yapılan konutlar da sıkıntılar çok fazla. Bazı konutlar kutu gibi küçük insanlar nasıl sığacak nu kadar küçük evlere?
Aslında 2024’te yaşanan sorunlarla 2026’da yaşanan sorunlar arasında çok büyük bir fark yok. Halkımız hâlâ yerleştirilmeye çalışılıyor. Bitmiş gibi gösterilen binaların gerçekte yalnızca kaba inşaatlarının tamamlandığını; iç donanım, altyapı ve yaşam alanlarının hazır olmadığını görüyoruz.
Bugün çarşı merkezi ve Turgut Temelli Caddesi başta olmak üzere, depremde en fazla can kaybının yaşandığı bölgelerde dahi inşaatların hâlâ tamamlanmadığı ortadadır. Hak sahiplerine teslim edilmesi gereken konutlar teslim edilememiş, yaşam henüz başlayamamıştır.
Bu tabloya baktığımızda ortada ciddi bir başarısızlık olduğunu düşünüyorum. Halkımızın da bunun cevabını en yakın seçimde sandıkta vereceğine inanıyorum.
______________
Erdal ÖZTÜRK:
Deprem davalarında verilen kararlar kamuoyunda ciddi şekilde tartışma konusu oldu. Bununla birlikte Türkiye’deki hukuk sistemi neden bu kadar çok tartışılır hâle geldi?
______________
 Emircan EREN:
Çok önemli ve yerinde bir noktaya temas ettiniz Erdal Bey. Esas problem tam da burada başlıyor. Yasayı koyan yasama organı, uygulama aşamasında ne yazık ki ciddi sorunlar yaşıyor.
Normal şartlarda, ortalama bir vatandaş şunu bekler: 6 yıl 3 ay hapis cezası alan bir kişinin, bu cezanın karşılığını cezaevinde çekmesi gerekir. Ancak ne yazık ki her geçen gün infaz sistemi değiştiriliyor ve sürekli esnetiliyor.
“Şu şart olursa şöyle olur, bu şart olursa böyle olur” denilerek infaz sistemi adeta içinden çıkılmaz bir hâle getirildi. Bugün bakıyorsunuz, yetkililer “af yok” diyor; ancak infaz kanunu o kadar esnek hâle getiriliyor ki fiilen af uygulanmış oluyor.
Özellikle yaklaşık 25 yıldır ülkeyi yöneten iktidar döneminde infaz kanunu defalarca değiştirildi ve artık caydırıcılığını tamamen kaybetti. Bir kişiye 18 yıl, 25 yıl hatta 30 yıl ceza veriliyor; ancak bu kişiler gerçekte bu cezaların tamamını cezaevinde yatmıyor.
“Cezanın yarısı”, “cezanın üçte biri”, “iyi hâl indirimi”, “doktor raporu”, “heyet raporu” derken cezaların büyük bir kısmı fiilen infaz edilmeden sonuçlanıyor. 2025 yılı sonu itibarıyla yaklaşık 50 bin mahkûm tahliye edildi.
2024’ten sonra ise ya infaz konusunda ciddi bir rahatlatmaya gidiliyor ya da yargılama süreçleri bilinçli şekilde uzatılıyor. Dosyalar zaman aşımına sürükleniyor.
Özellikle deprem davalarında bunu net bir şekilde görüyoruz. İstinaf ve temyiz süreçleri uzadıkça, suça konu olmuş ve yargılanan bazı şahıslar cezaevine hiç girmeden süreci tamamlayabiliyor.
Açık ve net söylüyorum; bir ya da iki müteahhit üzerinden sembolik cezalar veriliyor. Ancak genel anlamda caydırıcı ve adalet duygusunu tatmin eden bir cezalandırma göremiyoruz. Malatya’da yaşanan bu büyük ve acı depremde, birçok kişinin —tırnak içinde ifade ediyorum— suçlu olmasına rağmen cezasını çekmeyeceğini düşünüyorum.
Bu durum tamamen devletin ceza infaz kanununu doğru ve etkili bir şekilde uygulayamamasından kaynaklanmaktadır.
Bir hukukçu olarak şunun altını özellikle çizmek isterim: Hukuken bir karar kesinleşmeden hiç kimseye “suçlu” demek doğru değildir. Ben burada şahısları hedef almıyorum. Yasaların genel yapısında ve uygulamasında ciddi problemler olduğuna dikkat çekiyorum.
Mahkeme kararları kesinleşmeden, hukuken kimse suçlu ilan edilemez. Bu ilke tartışmasızdır. Ancak ne yazık ki siyaset bu alanı tartışılır hâle getiriyor. Oysa adalet tartışılır olmamalıdır.
Anadolu’da çok güzel bir söz vardır: “Şeriatın kestiği parmak acımaz.”
Adalet kime uygulanırsa uygulansın, doğru ve eşit uygulanmalıdır. Bugün yaşadığımız en büyük sorun da tam olarak budur.
Eğer Ahmet Minguzzi davasında bir mafya lideri çıkıp, “Bu aileye karışırsanız bize karışırsınız” dediğinde her şey duruyorsa ve hayatını kaybeden Ahmet’in mezarı dahi rahat bırakılmıyorsa; işte o zaman insanlar devlete ve adalete olan güvenini kaybediyor.
Bu noktadan sonra insanlar devlete güvenmek yerine bir tarikat liderine ya da bir mafya liderine güvenmek zorunda kalıyor. Asıl kaybı da burada yaşıyoruz.
Erdal ÖZTÜRK:
Depremden sonra yapılanlar, yıkılan alanlar ve ortaya çıkan tablo ortada. Sizce Malatya’nın yeniden inşa süreci bir fırsata çevrildi mi?
______________
Emircan EREN:
Bugünkü tarih itibarıyla konuşalım. Depremin üzerinden yaklaşık üç yıl geçmek üzere. Eğer mevcut iktidar ve AK Parti yetkilileri seçim sürecinde,
“Üç yıl boyunca konteynerlerde yaşayacaksınız, iyi ya da kötü şartlarda hayatınızı sürdürmek zorunda kalacaksınız”
deseydi, 2023 seçimlerini kazanmaları mümkün olmazdı.
Cumhurbaşkanı ve dönemin ilgili bakanı Murat Kurum tarafından Aralık ayı itibarıyla, “Hiç kimse dışarıda kalmayacak” denildi. Ancak aradan geçen üç yıla rağmen en temel sorun olan barınma hâlâ çözülebilmiş değil.
Vizyoner bir şehirden bahsediliyor ama ortada gerçek anlamda bir vizyon göremiyoruz. Ekonomik hayatın, ticari yaşamın ve kültürel hayatın devam etmediği çok açık. Bugün hâlâ binlerce vatandaşımızın konteynerlerde yaşamını sürdürdüğünü net bir şekilde görüyoruz.
Eğer gerçekten vizyoner bir şehir planlaması yapılacaktıysa, bu insanlar neden hâlâ yerlerine yerleştirilemedi? Herkesle birlikte bir başarıya ulaşılamamışsa, burada ciddi bir eksiklik vardır.
Vizyoner hedef nedir? Büyük bir yaşam kültürü oluşturursunuz, sosyal ve ekonomik yapıyı dönüştürürsünüz, şehre katma değer kazandırırsınız.
Peki Malatya’da katma değer oluşturulmuş mu? Ben açıkçası göremiyorum.
Örneğin bir metro yapılabilirdi. Neden yapılamasın?
Hafif raylı bir sistem neden düşünülmedi?
Şehir merkezine ilişkin bu kadar büyük kararlar alındıysa, bu kararların altının doldurulması gerekmez miydi?
Bugün bunları dile getirdiğimizde eleştiriliyoruz ama bunlar şehrin geleceğiyle ilgili sorular. Bu noktada Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Sami Er’i eleştiriyorum; çünkü bu başarısızlık doğrudan onlara aittir.
______________
Erdal ÖZTÜRK:
“Terörsüz Türkiye” başlığı altında Cumhur İttifakı tarafından bir süreç yürütülüyor. Bu sürece karşı İYİ Parti Genel Başkanı oldukça sert bir muhalefet ortaya koydu. Siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
______________
 Emircan EREN:
Bu konuda herkesin artık eteğindeki taşları dökmesi gerekiyor. Biz, mevcut iktidarın ve onu destekleyen siyasi partilerin bu süreci; 2027 ve 2028 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi ile onu destekleyen DEM Parti arasındaki olası ittifakı bozmak amacıyla yürüttüğünü düşünüyoruz.
Açık konuşmak gerekirse herkes kendi makamını, koltuğunu koruma derdinde. Burada ne Türk’ü ne Kürt’ü gerçekten düşünen var. Ortada ciddi bir samimiyetsizlik söz konusu.
Bu bir çözüm süreci değil, tamamen siyasi bir hamle gibi duruyor. Eğer gerçekten bir sorun çözülecekse, halka kulak verilmesi gerekir.
Diyarbakır Lice’de yaşayan vatandaşın sorunu nedir? Ardahan’daki, Kars’taki, Bingöl’deki insan ne yaşıyor? İnsanların kendilerini ifade edemediği, görmezden gelinen sorunlar nelerdir? Bunlar konuşulmadan çözüm olmaz.
2018’den bu yana süregelen ciddi bir sistem hatası var. Sayın Devlet Bahçeli’nin geçmişte yaptığı bazı açıklamalar da bu ayrışmayı derinleştirmiştir.
“Aleviler Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklesin, Kürtleri terörist Apo temsil etsin, ben Ülkücüleri ve Türkleri temsil ediyorum; tüm Türkiye’yi de Recep Tayyip Erdoğan temsil ediyor” anlayışı, toplumu bölünmeye en açık hâle getiren tehlikeli bir bakış açısıdır.
Bu yaklaşım; Ortadoğu’da Lübnan ve Ürdün örneklerinde gördüğümüz gibi, ırkçılığı ve ayrımcılığı besleyen en riskli anlayıştır.
Bizim geçmişimizde kimse kimseye, “Hangi dindensin, hangi mezheptensin?” diye sormazdı. Biz neden ayrışıyoruz? Sonuçta hepimiz insanız.
Peki bu süreçte insanlara soruldu mu? Kürtlere soruldu mu mesela?
“Seni Abdullah Öcalan mı temsil ediyor?” diye soruldu mu?
Bu nedenle biz sürecin en başından itibaren başarısız olacağını söyledik. O gün de söyledik, bugün de Genel Başkanımız aynı noktada duruyor. Nitekim en son yaşanan Türk bayrağının indirilmesi olayı da bu sürecin nereye evrildiğinin açık bir göstergesi olmuştur.
______________
Erdal ÖZTÜRK:
Belediye başkan adaylığı döneminizle, şu anki il başkanlığı sürecinizi kıyasladığınızda; halk sizden ne bekliyor, size en çok hangi sorunlarla geliyor?
______________
 Emircan EREN:
Çok net söyleyeyim; halkın bize ilettiği birinci problem “eski Malatya”. İnsanlar eski Malatya’yı özlüyor.
Malatyalı da şehrinin ruhunu, kültürünü yaşamak istiyor. Kernek Camii çevresindeki buluşmaları özlüyoruz. PTT Kavşağı’nda insanların bir araya gelip sohbet ettiği günleri özlüyoruz.
Aslında mesele tam olarak bu: şehrin ruhu, kültürü ve insanların bir arada oluşu. Depremden sonra üniversite hayatı da büyük yara aldı. Birçok kıymetli akademisyen, profesör bu şehirden ayrıldı. Malatya ciddi anlamda kan kaybetti.
Bir hukukçu olarak özellikle ifade etmek isterim ki; Malatya niteliksiz göç almaya başladı. Bugün Malatya, 81 il arasında suç oranları açısından riskli iller arasında yer alıyor.
Malatyalı “eski Malatya”yı istiyor.
Peki bu gidişle eski Malatya geri gelir mi?
Ben açıkçası bu şartlarda geri geleceğini düşünmüyorum.
Erdal ÖZTÜRK:
Başkanım, eski adliye binası depremden önce de sık sık gündeme geliyordu. Zaten oldukça sıkıntılı bir yapıydı. Yeni yapılan Adliye Binası ile ilgili neler söylemek istersiniz?
______________
Emircan EREN:
Ben yeni adliye binasının yerinin ve konumunun doğru tespit edildiğini düşünüyorum. Malatya bugüne kadar hep doğu–batı ekseninde yoğunlaşmıştı. Şimdi ise kuzey ve güney yönünde de şehir büyümeye başladı. Adliyenin bu bölgede yapılması bence doğru bir tercih ve isabetli bir karardır.
Burası tamamlandığında Malatya Adliyesi hem hukukçular hem de vatandaşlar için ciddi anlamda rahatlama sağlayacaktır. Çünkü şu anda adli birimler farklı noktalarda hizmet veriyor ve herkes büyük zorluklar yaşıyor. Vatandaşın adalete erişiminin kolay olması gerekir.
Yeni yapılan adliye binasının modern, günümüz koşullarına cevap verebilecek bir yapı olması şehrimiz adına sevindiricidir. Bu yönüyle başarılı bir çalışma olduğunu düşünüyorum.
______________
Erdal ÖZTÜRK:
İYİ Parti’nin Malatya’daki çalışmaları hakkında neler söylemek istersiniz? 
______________
Emircan EREN:
Eylül ayı itibarıyla bana il başkanı olarak teşkilatı kongreye götürme görevi tevdi edildi. Malatya’da 13 ilçemiz bulunuyor. Şu ana kadar 11 ilçemizde kongre süreçlerimizi tamamladık. Bu 11 ilçemiz aktif şekilde sahada çalışmalarını sürdürüyor.
Diğer iki ilçemizde ise ilçe başkanlıklarımızı kurma sürecindeyiz. Merkez iki ilçemizde de çok kıymetli arkadaşlarımız ve güçlü yönetimlerle çalışmalarımız devam ediyor.
İl kongremizi tamamladıktan sonra yönetimimizle birlikte sürekli sahadayız. Vatandaşlarımızla bir aradayız, sorunlarını dinliyoruz, genel merkezimize iletiyor ve çözüm üretmeye çalışıyoruz.
Biz öncelikle bir siyasi partinin artık konteynerde olmaması gerektiğine inanarak, Kernek Meydanı’nın karşısında il binamızı tuttuk ve teşkilatımızı buraya taşıdık. Tüm hemşehrilerimizi il binamıza çay, kahve ve muhabbete bekliyoruz. Kapımız herkese açıktır.
Ayrıca İYİ Parti’yi Türkiye genelinde temsil eden Malatyalı bir hemşehrimizin, Sayın Şehmuz Göçmez’in varlığı bizler için ayrı bir moral ve güç kaynağıdır.
______________
Erdal ÖZTÜRK:
Erken seçim bekliyor musunuz?
______________
Emircan EREN:
Kurultayımızı yapmamızın temel sebeplerinden biri de buydu. Teşkilat yapımızı güçlendirmek, kadrolarımızı çeşitlendirmek ve seçimlere hazır olmaktı.
Bugün Memleket Partisi’nden katılımlar var, DEVA Partisi’nden istifa ederek partimize katılan çok kıymetli isimler var. Eskiden kopuşların yaşandığı bir süreç varken, bugün tam tersine güçlü katılımların olduğu bir tablo görüyoruz.
Birçok siyasi partiden milletvekili ve siyasetçi düzeyinde katılımlar yaşanıyor. İYİ Parti bugün kapıları açık, merkezde duran ve herkesin siyaset yapabileceği bir parti hâline gelmiştir.
Erken seçim meselesine gelince; erken seçim kararı alınabilmesi için Meclis’te çoğunluk gerekiyor. CHP, İYİ Parti ve diğer muhalefet partileri bir araya gelse bile bu çoğunluk tek başına sağlanamıyor. Mevcut iktidar partisi ve MHP’nin onayı olmadan erken seçim mümkün değil.
Ancak sözde “açılım” ya da “çözüm süreci” olarak adlandırılan bu süreç sonuç vermez, somut bir başarı ortaya konulamazsa, iktidarın erken seçime gitme ihtimali doğabilir. Çünkü erken seçim, bu sürecin başarısızlığının bir itirafı anlamına gelir.
Biz yarın seçim olacakmış gibi; ister erken ister normal bir seçim olsun, her zaman hazırız.
Erdal ÖZTÜRK:
Malatyalı hemşehrilerinize iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?
______________
Emircan EREN:
Bizim için herkes kıymetlidir. Seçim dönemleri öncesinde tüm siyasi partiler Malatya’yı çok sevdiklerini söyler. Ancak Malatya’yı bu hâle getirenlerin kimler olduğu da ortadadır.
Biz şunu söylüyoruz: Taraflı ya da tarafsız tüm Malatyalı hemşehrilerimiz partimize gelsin, bir çay bir kahve içsin, bizi tanısın. Daha sonra isterlerse başka partilere de gitsinler. Kararlarını ondan sonra versinler.
8 Kasım’dan bu yana sahadayız. İYİ Parti Malatya İl Teşkilatı vardır, güçlüdür ve vatandaşın derdiyle dertlenmektedir. Vatandaş gelsin, derdini bana anlatsın. Gerekirse milletvekilinin kapısını çalarım, gerekirse sorunu Ankara’ya taşırım.
Ne yazık ki bugün birçok siyasi parti halkın sorunlarını dinleyip merkeze taşımıyor. Kimisi ideolojik kalıplara sıkışmış durumda, kimisi gerçek siyaset üretmekten uzak. Oysa siyaset, halkın derdini dinlemek ve çözüm üretmektir.
Ben iddia ediyorum ki; bu kadrolar ve bu anlayış İYİ Parti’de vardır.
Bu güzel röportaj için bizlere bu imkânı sunduğunuzdan dolayı Battalgazi Gazetesi’ne, sizlere ve tüm ekibinize teşekkür ediyorum.
______________
Röportaj: Erdal ÖZTÜRK