2 Temmuz Madımak Katliamı'nın 33. Yıldönümü

'Ben, 2 Temmuz'u sadece tarihin karanlık sayfalarından biri olarak okumadım.

O günlerde 13 yaşında, Sivas’ta yaşayan bir çocuktum. Çocukluğumun en ağır yüklerinden biri, gittiğim her yerde bana sorulan ‘Yakan tarafta mıydın, yakılan tarafta mı?’ sorusuydu. O soru yalnızca benim çocukluğumu değil, Sivas’ın hafızasını, bir kuşağın vicdanını ve ülkemizin ortak geleceğini çok yaraladı.

İşte bu yüzden 2 Temmuz’u hiçbir zaman “üzücü bir olay”, “provokasyon” ya da “galeyana gelmiş kalabalıkların taşkınlığı” olarak görmedim, görmeyeceğim.

2 Temmuz 1993’te yaşananlar bir katliamdır.

Bu katliam, nefretin örgütlendiği, ayrıştırıcı siyasetin beslendiği, Cumhuriyetimizi ve laik yaşamı hedef alan karanlık bir anlayışın sonucudur.

Madımak Oteli’nin önünde yükselen “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak” sloganları, hedefin yalnızca içeride bulunan canlarımız olmadığını açıkça göstermektedir. Zira o gün hedef; Cumhuriyet’ti, Laiklikti, Eşit yurttaşlıktı, bir arada yaşama iradesiydi. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in temel değerleriydi.

O gün yakılmak istenen; Türkiye’nin ortak geleceğiydi.

Bugün o toprakların yetiştirdiği Sivas milletvekili olarak taşıdığım sorumluluk da tam burada başlamaktadır.

Madımak’ta yitirdiğimiz 33 canımızı, iki otel emekçisini ve o karanlık günü unutturmamak; adalet mücadelesini büyütmek; Cumhuriyet’i, laikliği ve demokratik hukuk devletini savunmaya devam etmek tarihsel bir görevdir. Çünkü demokratik toplum; insanların kimlikleri, inançları ya da yaşam biçimleri üzerinden ayrıştırıldığı değil, eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşadığı rejimin adıdır.

Madımak Katliamı sonrasında yaşanan yargı süreçleri ise toplum vicdanını tatmin etmekten çok uzak kalmıştır. Firari sanıklar hakkında verilen zamanaşımı kararları, ardından bazı hükümlülerin AKP’li Cumhurbaşkanı tarafından affedilmesi ve tahliye süreçleri, adaleti derinden yaralamıştır.

Aradan geçen uzun yıllara rağmen Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvurular hakkında yaklaşık 12 yıldır karar vermemesi nedeniyle mağdur aileleri dosyayı Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi’ne taşımıştır. Adaletin geciktiği her gün, Madımak’ın ateşi yalnızca hafızalarda değil; bu ülkenin vicdanında da yanmaya devam etmektedir.

Atatürk’ün iki emanetinden biri olan Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik yürütülen siyasi operasyonlar, seçilmiş belediye başkanlarımızın hukuksuz biçimde hedef alınması, yargının siyasallaştırılarak Türkiye’nin birinci partisine darbeci bir anlayışla çökülmesi; geçmişten bugüne uzanan aynı kutuplaştırıcı siyaset anlayışının tezahürleridir. Toplumu birbirine düşürerek iktidarını sürdürmek isteyen bu anlayış, dün olduğu gibi bugün de demokrasinin en büyük tehdididir.

Bizler, 2 Temmuz’u yalnızca yas tutarak değil; demokrasiye, laik Cumhuriyet’e, hukuk devletine ve insan haklarına daha güçlü sahip çıkarak anacağız. Çünkü biliyoruz ki geçmişle gerçek anlamda yüzleşmek; yalnızca hayatını kaybedenleri anmak değil, o karanlık zihniyetin bugün hangi biçimlerde karşımıza çıktığını görmek ve ona karşı ortak bir demokratik gelecek iradesi ortaya koyabilmektir.

Gelecek güzel günlerini hep birlikte kuracağımız ülkemiz; kinin değil kardeşliğin, ayrışmanın değil dayanışmanın, cezasızlığın değil adaletin ülkesi olacaktır.

Bu inançla, 2 Temmuz 1993’te Madımak’ta yaşamını yitiren tüm canlarımızı bir kez daha saygıyla, rahmetle ve özlemle anıyorum.

33 yıl önce Madımak’ta yaşananları da, kaybettiğimiz canlarımızı da hiçbir zaman unutmadık, unutmayacağız. Unutturmayacağız.”

Ulaş KARASU

CHP Seçilmiş Genel Başkan Yardımcısı-Sivas Milletvekili